
Zeyrek Camii
location_onFatih / İstanbul · Tarihi Yer · Camii · 3179 değerlendirme
Giriş ÜcretsizBilgiler
Açıklama
Zeyrek Camii Nedir? Zeyrek Camii (tarihi adıyla Pantokrator Manastırı Kilisesi), İstanbul'un Fatih ilçesinde, Haliç'e ve Tarihi Yarımada silüetine hâkim bir teras üzerinde yer alan çok katmanlı bir anıt yapıdır. 12. yüzyılda Doğu Roma (Bizans) İmparatorluk ailesi tarafından inşa ettirilen manastır kompleksi, Ayasofya'dan sonra İstanbul'da ayakta kalabilmiş en büyük Bizans dini yapısı olma unvanına sahiptir. Birbirine bitişik inşa edilmiş üç kilise/şapelden meydana gelen bu mimari bütünlük, 1453'te İstanbul'un fethinin hemen ardından camiye ve şehrin ilk Osmanlı yükseköğretim medresesine dönüştürülmüştür. 1985 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde tescilli Tarihi Yarımada koruma alanlarının ana odak noktalarından birini oluşturmaktadır. Tarihçesi İnşası ve Manastır Dönemi: Kompleksin yapımına 1118-1124 yılları arasında Bizans İmparatoru II. İoannes Komnenos'un eşi Macar asıllı İmparatoriçe Eirene tarafından başlanmış, güneydeki ilk kilise Mesih Pantokrator'a adanmıştır. İmparatoriçenin vefatının ardından İmparator II. İoannes yapıyı genişleterek kuzeyine Theotokos Eleousa (Şefkatli Meryem) Kilisesi'ni yaptırmış; ardından 1136 civarında iki kilise arasına Başmelek Mikail'e adanan bir imparatorluk mezar şapeli (Heroon) ekleterek üç yapıyı tek çatı altında birleştirmiştir. Kompleks bünyesinde kütüphane, yaşlılar yurdu ve devrin en gelişmiş hastanelerinden biri de yer almıştır. Latin İstilası: Dördüncü Haçlı Seferi ile İstanbul'un işgal edildiği 1204-1261 yılları arasında manastır binalarına Latin-Katolik din adamlarınca el konulmuş, yapıdaki çok sayıda kutsal emanet, el yazması ve değerli eşya Venedik başta olmak üzere Batı Avrupa'ya götürülmüştür. Osmanlı Dönemi ve Medrese Kullanımı: İstanbul'un 1453 yılında fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed yapıyı kentin ilk medresesi haline getirmiş, Fatih Külliyesi binaları tamamlanana kadar burası eğitim kurumu olarak hizmet vermiştir. Medresenin ilk başmüderrisi olan zeki ve hazırcevap lakaplı Molla Zeyrek Mehmed Efendi'den ötürü yapı ve çevresindeki semt "Zeyrek" adını almıştır. Medresenin taşınmasıyla birlikte tümüyle camiye tahsis edilmiştir. Depremler ve Onarımlar: Yapı 18. yüzyılda, özellikle 1766 Büyük İstanbul Depremi sonrasında Sultan III. Mustafa döneminde kapsamlı bir tamirat görmüş; bu esnada dönemin Osmanlı Barok üslubunu yansıtan hünkâr mahfili, minber ve mimari ögeler eklenmiştir. Cumhuriyet Dönemi ve Restorasyon: Uzun yıllar harap durumda kalan yapı, 1950'ler ve 1960'larda Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Bizans Enstitüsü tarafından restore edilmiş; ahşap döşemeler kaldırıldığında eşsiz zemin süslemeleri ortaya çıkarılmıştır. 2009-2018 yılları arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen geniş kapsamlı restorasyon projesiyle zemininden çatı örtüsüne kadar baştan sona sağlamlaştırılarak yeniden ibadet ve ziyarete açılmıştır. Mimari Özellikleri Genel Plan ve Üçlü Kütle: Yapı, Orta Bizans döneminin tuğla ve gizli taş almaşık duvar örgüsüyle inşa edilmiş, kuzey-güney ekseninde yan yana yerleştirilmiş üç ayrı yapının birleşmesinden oluşur. Dış kütlesi toplam beş kubbe ve Osmanlı döneminde eklenen tek şerefeli bir minare ile taçlandırılmıştır. Güney Kilise: Kompleksin ilk inşa edilen ve mimari bezemeleri günümüze en iyi ulaşan ana bölümüdür. Dört sütunlu, kapalı Yunan haçı planına sahip bu bölümde yüksek kasnaklı ana kubbe ve zengin mermer duvar kaplamaları dikkat çeker. Orta Şapel (Heroon): İki kiliseyi birbirine bağlayan, üzeri iki küçük kubbeyle örtülü tek nefli yapıdır. Komnenos ve Palaiologos hanedan mensuplarının defnedildiği imparatorluk mozolesi olarak işlev görmüştür. Kuzey Kilise: Üç nefli ve haçvari plan şemasına sahip olup mekânsal oranlarıyla yalın ve anıtsal bir iç atmosfer sunar; pencerelerinden birinin tonozunda Orta Bizans dönemine ait mozaik kalıntıları mevcuttur. Opus Sectile Zemin Döşemesi: Güney Kilise zemininde yer alan renkli mermer ve taş kakma "opus sectile" döşemesi, hayvan figürleri, mitolojik sahneler ve geometrik bordürleriyle Orta Bizans taş işçiliğinin dünyadaki en nitelikli ve nadir örnekleri arasında kabul edilir. Osmanlı Dönemi Dönüşümleri: Camiye çevrilmesi sonrasında kıble yönüne uygun olarak eklenen mermer mihrap, Barok bezemeli ahşap hünkâr mahfili ve minber, Bizans mimari kabuğu içinde Osmanlı estetiğinin katmanlaştığı zengin bir armoni oluşturmuştur.
Olanaklar

Ziyaret Bilgileri
Cami faal bir ibadethane olduğu için girişlerde ayakkabılar çıkarılır. Ziyaretçilerin omuz ve dizleri kapatacak şekilde mütevazı kıyafetler tercih etmesi, kadın ziyaretçilerin başlarını örtmesi gerekmektedir. Cemaatin ibadet ettiği namaz vakitlerinde iç mekân gezisinin kısıtlanabileceği göz önünde bulundurulmalı, ibadet esnasında sessizliğe ve saygı kurallarına özen gösterilmelidir.
Çalışma Saatleri
Henüz fotoğraf eklenmemiş.
Yorum Yap
Molla Zeyrek Camii Süleymaniye’den çok daha eski bir yapı. Buraya bakarken aslında yaklaşık 900 yıllık bir Bizans imparatorluk manastırına bakıyorsun. Orijinal adı Pantokrator Manastırı. Yapımına Bizans İmparatoru II. Ioannes Komnenos’un eşi İmparatoriçe İrene tarafından 1118 civarında başlanıyor. Sonrasında II. Ioannes kompleksi genişletiyor. 1136’ya gelindiğinde yan yana üç bölümden oluşan büyük bir imparatorluk kompleksi ortaya çıkıyor. Dışarıdan tek büyük yapı gibi görünüyor ama aslında üç yapı birleşmiş durumda. Güney kilisesi → Pantokrator İsa’ya adanmış kilise Kuzey kilisesi → Meryem’e adanmış kilise Ortadaki bölüm → Başmelek Mikail Şapeli ve imparatorluk mezar alanı Ortadaki şapel özellikle önemli çünkü burası Komnenos hanedanının imparatorluk mozolesi olarak kullanılmış
Molla Zeyrek Camii, İstanbul'un tarihini ve manevi atmosferini en güzel şekilde hissettiren yapılardan biri. Bizans döneminden Osmanlı'ya uzanan geçmişiyle hem mimari hem de kültürel açıdan mutlaka görülmesi gereken bir eser. Restorasyonun ardından caminin ihtişamı daha da belirgin hale gelmiş. Avlusunda dolaşırken şehrin gürültüsünden uzaklaşıp huzur bulabiliyorsunuz. Caminin hemen yanında bulunan Mehmet Emin Tokadî Hazretleri Türbesi ise ziyaretçilere ayrı bir manevi atmosfer sunuyor. Sessiz ve huzurlu ortamı, dua etmek ve kısa bir tefekkür için çok uygun. Tarih ve maneviyatı bir arada yaşamak isteyen herkese Molla Zeyrek Camii ile birlikte Mehmet Emin Tokadî Hazretleri Türbesi'ni de ziyaret etmelerini tavsiye ederim.
"İstanbul'un fethine canlı şahitlik etmiş, Ayasofya'dan sonra şehrin ayakta kalan en büyük Doğu Roma yapısıyla tanışın! Burası sadece bir cami değil; bin yıllık gizemli dehlizlerin, imparatorların ve büyük alimlerin ayak izlerini taşıyan muazzam bir zaman tüneli. Asıl adı Pantokrator Manastırı Kilisesi olan bu devasa yapı, Bizans saray hanedanının gömüldüğü ve dönemin en zengin kütüphanelerine sahip olan kalbiydi. Fetihten sonra hemen camiye çevrilmiş ve Osmanlı'nın ilk ünlü müderrislerinden (profesörlerinden) Molla Zeyrek Mehmet Efendi burada ders verdiği için semt de cami de onun adıyla anılmaya başlanmış. Burayı Gezinize Ekletmek İçin 3 Harika Neden: Üçü Bir Yerde Mimarisi: Dışarıdan bakıldığında tek bir bina gibi görünse de aslında yan yana inşa edilmiş üç farklı kilisenin birleşiminden oluşuyor! Mimari dehası insanı gerçekten hayrete düşürüyor. Tarihi Dokunun En Saf Hali: Kapsamlı bir restorasyondan geçti ve içerideki o dönemlerin ruhunu yansıtan ahşap işçilikleri, zemin tuğlaları ve o muazzam kubbe altı ferahlığı tek kelimeyle büyüleyici. Bonus: Zeyrekhane ve Eşsiz Manzara! Caminin hemen yan tarafındaki dik yokuşlardan Haliç'e doğru baktığınızda, İstanbul'un o eski ve asil silueti ayaklarınızın altına seriliyor. Fotoğraf meraklıları için tam bir cennet! Ziyaretçilere Küçük Bir Tüyo: Fatih'in o meşhur, ahşap evleriyle ünlü tarihi Zeyrek sokaklarında kaybolarak buraya yürüyün. Aktif bir ibadethane olduğu için namaz saatlerine ve kıyafet kurallarına (omuz-diz kapalı, kadınlar için başörtüsü) dikkat etmeyi unutmayın. İstanbul'un gerçek, bozulmamış tarihi ruhunu hissetmek istiyorsanız mutlaka ama mutlaka rotanıza ekleyin!
Molla Zeyrek Cami etrafı daracık sokaklar ile çevrili, Mehmed Emin Tokadi hazretlerini ziyarete gelen yerli turistlerin bence geldiklerinde farkettikleri İstanbul’un gizli hazinelerinden birisi. Ayasofya’dan sonra en büyük kilise-cami olması, Osmanlı’nın en ihtişamlı dönemlerinde ibadethane olarak faaliyet sürdürmesi gerçekten çok görkemli bir yapı olduğunu gösteriyor. Cami çok bakımlı, her yer tertemiz ve düzenli. İç kısım sadece yapı olarak kiliseyi yansıtıyor ama tam bir cami sıcaklığını hissettiriyor. Zeminde mozaikler var cami halıları ile kapatılmış. Sadece avlu kısmına girerken buranın bir kiliseden çevrildiği hissiyatını alıyorsunuz. Bina tümüyle restore edilmiş. Her cami ziyaretçisinin muhakkak uğraması gereken bir yer. Ayasofya, Kariye Ve Molla Zeyrek beraber gezilmeli ve değerlendirilmeli.
Tarihi Cami kiliseden dönmedir. Bizans dönemine ait Pantokrator Manastırı'nın kiliselerinden biri olup Haliç'e bakan bir tepeye kuruludur. Imparator 2. loannes Komnenos'un (1118-1143) eşi Macar Kral Laszlo'nun kızı Eirene tarafından inşa edilmeye başlanmış olan yapı, imparatoriçenin 1124 yılında ölümünden sonra kocası tarafından tamamlanmıştır. Yapıların mimarı Nikeforos olarak bilinmektedir. Aynı Osmanlı eserlerinde olduğu gibi, buradada Manastırın elli yataklı, beş bölümlü olduğu göze çarpıyor. Tarihi yapının asli yaşamda bir hastahanesi, kütüphanesi, yaşlılar bakım yurdu, tıp mektebi, eczahane ve ayazma gibi bölümleri vardı. Fatih Sultan Mehmed'in Istanbul'u fethinden sonra medrese haline getirilen manastır, İstanbul'un Osmanlı dönemine ait ilk eğitim kurumu olmuştur. Medresenin müderrislerinden Zeyrek lakaplı Molla Mehmed Efendi yapının Osmanlı dönemindeki isminin kaynağıdır. Bizans dönemi kiliselerinin bölümlerinin tamamı Osmanlı döneminde cami halinde kullanılmıştır. Güneydeki yapının zemini Bizans döneminden günümüze kalan en zengin "opus sectile" tekniğinde mermer döşemelerden birine sahiptir.